Buzul Çağı'nın devasa memelilerini günümüz hayvanlarıyla yan yana koyduğunuzda algı hemen bozulur; yünlü gergedonun (Coelodonta antiquitatis) boynuzunun uzunluğu, modern bir devenin siluetini anımsatmayacak şekilde dramatik bir etki yaratır. Yünlü gergedonun üst kesimindeki uzun, kıvrımlı ön boynuzları bazen 1 metreye kadar uzayabiliyordu — bu, omuz yüksekliği yaklaşık 1,5 metre olan bir hayvan için göz alıcı bir oran demek. Boynuz yalnızca savunma ve rekabet için değil, kar temizleme ve bitki örtüsünü açmada da kullanılıyordu; bu yüzden formu kalın, sağlam ve hafifçe ovaldir, üzeri yaşlandıkça çiziklerle ve aşınmayla kaplıdır.
Modern develer (dromedary ve bactrian türleri) ise benzer yükseklik aralığına sahip olsalar da bütünsel hacimleri ve uzun bacakları sayesinde boyut algısını değiştirir. Deve, uzun boynu ve ince bacaklarıyla yatay bir siluet sunarken, yünlü gergedon daha kompakt, kaslı ve dik bir duruş sergiler; bu da aynı uzunluktaki bir boynuzun gergedon üzerinde çok daha dominant görünmesine yol açar. İnsan gözü, bir nesnenin çarpıcı kısmını (ör. uzun boynuz) referans alarak bütünü ölçeklendirir; bu yüzden bir metreyi geçen bir boynuz, değeri ne olursa olsun o canlının boyutunu olduğundan büyük hissettirir. Sonuç olarak, Buzul Çağı memelileri ile modern analoglarını karşılaştırırken, tek bir uzantının —boynuz, diş ya da kuyruğun— varlığı tüm algıyı değiştirebilir ve tarihin devasa formlarına dair bir illüzyon yaratır.